top of page

NEDEN DAHA KÜÇÜK- DAHA ÇEVRE DOSTU EVLER İNŞA EDİYORUZ VE BU TİP EVLERİ KORUMA BİLİNCİYLE NEDEN RESTORE EDİYORUZ?

 

Ne yazık ki bu soruya ancak uzun bir yazı ile cevap verebileceğiz…

Büyük evler, kabarık saçların mimari versiyonu olarak görülebilir.

Ve maalesef şu son yıllarda oldukça revaçtalar!

  Güzellik, ne kadar peşinden koşarsak, sanki bizden o kadar uzaklaşıyor ve dünyamız da gitgide alışveriş merkezlerinin mantar gibi bittiği, insanların televizyon karşısında pineklediği değersiz bir yere dönüşüyor.

  Güzellik, elbette başlıca arzularımızdan biri, ama gerçek şu ki; güzellik bir sorun haline geldi. Kültürün bıkıp usanmadan yapmaya çalıştığı şey, kendi anlamına oldukça yabancı kalabalık kitlenin hoşuna giden şeyleri yerine getirmek değil, gerçekten güzel olandan hoşlanmalarını sağlamaktır.

  Bizim geleneğimiz güzel ile iyi arasında açık bir bağlantı bulunduğunu hemen herkesin kabul ettiği bir gelenekti. Ama şimdi güzellik büyük ölçüde kişisel, tümüyle öznel ve iyilik olarak adlandırabileceğimiz hiçbir şeyle en ufak bir ilişkisi bile yok. Bu nedenle güzelliğinden emin olabileceğimiz bir şey bulmak için genelde eskiye bakıyoruz.

  Her türlü süsten ve sahtelikten uzak bir güzellik…

  İnşa edilen binaların çoğu neden görsel açıdan güzel olmak şöyle dursun, vasat bile değil? Çünkü, mimarlık eskiden güzellikle ilgiliydi, şimdiyse sadece parayla ilgili!

  Kültürün travmaya uğrattığı güzellik…

  Toplumsal, kuramsal ve kültürel alanlarda derin bir yozlaşma gerçekleşti. Demokratik kapitalizm (cici kapitalizm) parayı kültürlü bir aristokrasinin elinden alarak (…tabii ki birazcık!) önce ticaretle uğraşan sınıflara (burjuvazi) ve ardından da halkın bir kısmına vermesiyle, toplumsal bir dönüşüm meydana geldi. Bu durum, mimarlığı tümüyle yeni bir müşteri sınıfıyla karşı karşıya bıraktı: inşa eden müteahhitler ve satın alan halk. Her ikisi de mimariye, şehirciliğe ya da mekan tasarımına özel ilgi duymuyor.

  “Hissedar demokrasi,” bizzat “kültürlü” kavramını büyük ölçüde önemsizleştirdi, zira müteahhit sınıfının neredeyse tamamı bugün kar etmekten başka bir amacı olmayan anonim şirketlerden oluşuyor. Diğer yandan halk, bireysel farklılık göstermeyen bir tüketici kütlesi olarak görülüyor. Tüm bireysel zevkler, sadece neyin sattığıyla ilgilenen müteahhitlerin tercihlerine indirgenmiş durumda. Kültürlü bir müşteri sınıfı, satın alacak hiçbir şey bulamıyor, çünkü Pazar herkes için aynı standardı dayatma peşinde.

  Ülkemizde bütün güzel kasabalar, kasabalara yakın şirin köyler, çağdaş kent kültürünün simgeleri haline gelen asfalta, betona, alüminyuma ve plastiğe yenik düşmüş durumdalar. Denize yakın neredeyse bütün kasabalar, şehirciliğin rüştünü ispatladığını gösteren çok şeritli asfalt yolların, büyük mağazaların amansız  istilası altında. İç kısımlarda yer alan kasabalar ise, ilgisizlik sayesinde birazcık kurtulmuş durumdalar.                 Kimse oralara gitmiyor, çünkü orada deniz yok! Bu sırada, akın akın doluştuğumuz sahillerin bu seferde kalabalıklığından şikayet ediyoruz. Dolayısıyla, bir ikilem içindeyiz. Hepimiz kaçmak istiyoruz. Ama sorun şu ki, hep birlikte kaçmaya kalkıyoruz!

    Kaçtığımız yerlerin genelde içerdeki geniş alanlar olmaması ironiktir. Hepimiz ille de o uzun fakat daracık sahil şeridine kaçmak istiyoruz.

  Kumsal, sahil, her günün bir tatil havasında geçeceği vaadinde bulunuyor. Sabahları ayaklarınız altında kumu hissetmek, özel emeklilik reklamlarını andıran akşamlar, günbatımına karşı kumsalda yürüyüşler, küçük dalgaların arasında neşeyle oynayan bir torun ya da koşturan bir köpek.

  Halbuki gerçek, çoğu zaman oldukça farklı: trafik sıkışıklığında geçirilen uzun saatler, aileden, arkadaşlardan şehir kültüründen ve kakofonisinden uzaklaşma, gelirin ciddi ve hatta yıkıcı oranda azalması. Sahil şeridindeki bölgelerde talebin yüksek, fakat tatminin düşük olduğunu bize gösteriyor. Gerçekler kendini hissettirmeye başladığında, o eski doğa-kültür ikilemi de yavaşça su yüzüne çıkıyor.

  Kumsala bayılıyoruz. Kumsalın temsil ettiği o saf, samimi, yosun kokulu eşitliği seviyoruz. Bu yüzden de, doğal olarak, orada yaşamak istiyoruz. Ama sahillerde de, şehirlerdeki sürecin aynısı yaşanıyor. Davetsiz misafirler akın akın geldiğinde, arsa fiyatları da fırlıyor. Arsalarını satmak istemeyen yerel halk, bir süre sonra buna mecbur kalıyor veya bırakılıyor. Belki de on yıllardır yaşadıkları kasabada, ne kendileri ne de çocukları için bir gelecek kurma imkanları kalıyor. Yeşillikler içindeki sade evler, yerlerini manzara için birbiriyle yarışan gösterişli villalara ve apartmanlara bırakıyor. Köşedeki bakkal, arabanızla girip alışveriş yapabileceğiniz bir süpermarkete dönüşüyor. Sokaklarda trafik lambaları boy gösteriyor. Yazlık sinemaların yerine multipleks sinema salonları, banyo- dekorasyon mağazaları. Derken, kısa süre içinde o sahil kasabası -tam da onu bu kadar çok sevdiğimiz için- gözlerimizin önünde kaybolup, umarsızca kaçmaya çalıştığımız şehirlere dönüşüyor.

  PEKİ NEDEN BÜYÜK EV-BÜYÜK VİLLA?

  Gösterişin kabalık sayıldığı, beğeni sahibi olmanın ve hatta zarafetin bir miktar tevazu ve incelik gerektirdiği günler maalesef geride kaldı. Mimaride minimalizme hayranlık duyuyor olabiliriz, ama uygulamada mümkün olduğunca çok ekstrayla doldurulmuş devasa evler inşa ediyoruz. Sahillerdeki o sade yazlıklar, geleneksel konutlar bile, büyük ve pahalı villaların saldırısı altında yok olmaya yüz tutmuş durumda.

  Önceki kuşaklara göre daha eğitimli, daha çok gezip görmüş ve daha tecrübeli olmamıza rağmen, büyüyüp para kazandığımızda yapmayı akıl ettiğimiz tek şey daha çok sayıda ve daha büyük evlere sahip olmak. Ebeveynimizin kuşağıyla karşılaştırıldığında bile aşırı müsrif gözüken bir yaşam tarzını neden istiyoruz? Bütün bu evler, apartmanlar neden bu kadar çirkin? Bu çirkinlik tekdüzelikten mi kaynaklanıyor, yoksa aksine, her biri kendi sesini duyurmaya çalışan bireysel egoların oluşturduğu kakofoniden mi?  Daha sade bir yaşam arzusuyla vites küçültenler bile, nadiren daha küçük bir ev tercih ediyorlar.

  Daha sade bir yaşam tarzı, daha sevimli bir muhit veya şirin bir sahil kasabası, daha temiz bir doğa. Hayhay. Peki ya daha küçük bir ev? Biraz zor!

  Kabarık saçların, şişman bedenlerin ya da geniş arabaların demode olması gibi, büyük evlerin de modası geçecek. Toprağa doymak bilmeyen, enerji bakımından verimsiz olan büyük evler, belki de ekolojik açıdan o denli açgözlü ve fiziksel olarak o denli sağlıksız görülecek ki, daha küçük ve daha çevre dostu konutlar tercih edilmeye başlanacak.

 

 

Bizim gibi mi düşünüyorsunuz? O zaman tam bu noktada biz buradayız.

ESKİNİN GÜZEL EVLERİNE BUGÜN SİZ DE SAHİP OLABİLİRSİNİZ

Çarpık yapılaşmış kentler içerisindeki zevksiz betonarme apartman dairelerinden sıkıldıysanız, tarzı olmayan, özenti, insan barınağı siteler içinde yaşamak istemiyorsanız

BİZE GELİN

Atalarınızın, dedelerinizin yaşadıkları estetik, işlevsel ve sıcacık evleri, bugünün yaşam tarzına göre yorumlayıp sizler için tekrar tasarlıyoruz.

Ahşap, taş, tuğla, kerpiç gibi geleneksel yapı malzemeleri kullanarak, kargir veya yarı kargir yapı dilinde, çevre duyarlılığı yüksek, estetik, doğal evler ve yaşam alanları inşa ediyoruz.

RESTORASYON MASİF AHŞAP
bottom of page